14 Mayıs 2014 Ankara

Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Hakan Kırımlı, Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin davetine icabetle 14 Mayıs 2014 tarihinde Bakanlık binası Fatin Rüştü Zorlu Salonu’nda ağırlıklı olarak Bakanlık mensuplarından müteşekkil bir dinleyici topluluğuna hitaben “Geçmişten Günümüze Kırım: Tarih, Kültür ve Uluslararası Siyaset” başlıklı bir konferans vermiştir.

Doç. Dr. Kırımlı sunumunda, Karadeniz’in kontrolü için son derece büyük stratejik önemi haiz bulunan Kırım Yarımadasının ve anılan bölgenin günümüzdeki sakinleri arasında geçmişi bundan en az 15 asır öncesine dayanan en kadim yerleşik halk olma niteliği taşıyan Kırım Tatarlarının geçirmiş olduğu tarihî süreçler hakkında bilgi vermiştir. Cengiz Han soyundan gelen idarecilerine izafeten “Tatar” olarak anılmalarına karşın etnik ve dilsel bakımdan Kıpçak Türklerine mensup bulunan bu halkın, günümüzdeki Batı Rusya ve Doğu Avrupa’ya egemen olan Altınorda Hanlığı ve varisi olan Kırım Hanlığı bünyesinde hakim konumda bulunduklarını belirten Kırımlı, XVIII. yüzyıldan itibaren güçlenen Rus Çarlığının güneye doğru genişleme hamlelerinin ilk ayağı olarak Kırım Hanlığı’nı Osmanlı himayesinden kopararak 1783’te ilhak ettiğini, bunun üzerine ilhak esnasında %99’u Müslüman Kırım Tatar olan Kırım’daki yerli halkın o tarihten başlayarak artan bir seyirle Osmanlı topraklarına göç etmeye başladıklarını zikretmiştir.

Dr. Kırımlı, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kırımlı İsmail Bey Gaspıralı’nın Kırım millî bilincini barışçıl ve insancıl yöntemlerle uyandırma gayesine matuf olarak başlattığı Usul-i Cedid reformunun hem Kırım hem de bütün Rusya Türkleri ve Türkiye’deki etkisinin altını çizmiştir. 1917’de Çarlığın yıkılışıyla ortaya çıkan belirsizlik ortamında Kırım Tatarları tarafından İslâm dünyasındaki ilk tam demokratik parlamentosunun oluşumuna ve bunun öngördüğü KırımDemokratik Cumhuriyeti kararına bu yeni bilincin zemin hazırladığını dile getiren Kırımlı, bu hareketin ve KHC’nin Bolşevikler tarafından büyük ölçüde şiddet kullanılarak bertaraf edildiğini, ardından Stalin döneminde Kırım Tatar halkının tamamen ortadan kaldırılabilmesine matuf olarak 1944’te yarımadadaki istisnasız bütün Kırım Tatarlarının son derece ağır koşullar altında Kırım’dan Orta Asya ve Urallar’a sürüldüklerini ve “Kırım Tatarı” ifadesinin tüm kaynaklardan silinerek bu halkın unutulmaya mahkum edilmeye çalışıldığını ifade etmiştir.

Kırım Tatarlarının bu sürgünü kabullenmeyerek anavatanlarına dönmek için barışçıl ve her türlü şiddeti dışlayan bir hareket tarzı geliştirdiklerini vurgulayan Kırımlı, bu hareketin sembol ismi olan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu önderliğinde 1980’lerin sonlarından itibaren anavatana dönüşün fiilen başladığını, bu hareket neticesinde günümüzde Kırım yarımadasında meskun bulunan Kırım Tatarlarının nüfusun %15’ini oluşturduklarını dile getirmiştir.

Ukrayna’da yaşanan son gelişmelerin ve Rusya’nın Kırım’ı her türlü uluslararası hukuk normuna ve anlaşmalara aykırı olarak askerî güç kullanarak işgalinin ve ilhak ettiğini ilân etmesinin Kırım Tatarları için son derece endişe verici bir dönemin kapısını araladığı uyarısında bulunan Kırımlı, Rusya’nın Kırım Tatarlarının doğal haklarına yönelik herhangi bir ihlâle tevessül etmesini engelleyebilmek ve Kırım Tatar halkının çıkarlarını muhtemel tecavüzlerden koruyabilmek adına çok dikkatli olunması gerektiğini vurgulamıştır.